Bir Varmış Bir Yokmuş
Bir Varmış Bir Yokmuş
bir varmış, bir yokmuş... var`a da, yok`a da, varken yok olmaya da ne üzülen ne sevinen kent insanının çok yakınında, kimsenin bilmediği, kıyısı olmayan bir masal ülkesi varmış... uçsuz bucaksız mavi suları olan bu ülkenin sularında uzun kızıl saçlı bir deniz kızı yaşarmış... deniz kızı zamanının çoğunu denizin dibinde her gün yeni bir şeyler keşfetmek ve deniz canlılarının binbir renkte çeşitliliğine şaşırmakla geçirirmiş. sadece ara sıra çok sevdiği yunuslara takılır, onlarla güneşin altında yaldızlı bir kağıdı andıran suyun yüzeyine çıkarmış..
böyle zamanlarda aklına hep aynı hikaye takılırmış; nesilden nesile aktarılan ve küçük deniz kızına kadar ulaşmış olan başka bir deniz kızının hikayesi.. karaların sular altında kalmasından çok önce yaşanmış olan bir hikaye.. karada yaşayan bir prense aşık olan, onunla olabilmek için büyücüden sesi karşılığında bir çift bacak alan bir başka deniz kızının hikayesi..
küçük deniz kızı aşka burun kıvırmaz, aşıkken her türlü hatanın yapılabilineceğini bilirmiş.. ama "aşıksan en güzel şarkıları beraber söyleyebilmelisin sevdiğinle!" diye düşünür, bir türlü sesinden vazgeçemezmiş hayallerinde bile.. hikayenin sonunda aşkına karşılık bulamadığı için, büyücüyle yaptığı anlaşma gereği köpük olup sulara karışması bile sesini yitirmiş olmasından daha çok üzmezmiş onu... çünkü deniz kızı bilirmiş, hikayeler acı bir tat bırakmazsa ağızda, nesilden nesle geçmezmiş.. acıyla ilgili başka herkesten daha farklı inanışları varmış onun.. acısına saygı duyması gerektiğini bilir, yaşadığı bir üzüntünün yoğunluğunun, sevinçli bir günde de aynı olacağını bildiğinden kendini şanslı hissedermiş.. gözyaşlarını alır, denizin derinliklerindeki istiridyelere götürür, birer inciye dönüşmelerini izlermiş usulca.. acısı ne kadar büyük olursa, inci de o kadar iri ve parlak olurmuş..
bir keresinde bir deniz yıldızına aşık olmuş küçük deniz kızı.. onunla kıyılara gider, tadını hiç bilmedikleri yemişleri olan ağaçların gölgesinde şarkılar söylermiş.. deniz kızı hep korkarmış elinde tuttuğu deniz yıldızını incitmekten. ama bir gün yıldız küçük kıza "sen dön, ben biraz daha kıyıda kalacağım." demiş. deniz kızı anlamaya çalışmış, tek başına dönemezmiş yıldız.. ama yine de anlamaya çalışmış.. neden sonra haber gelmiş, deniz yıldızı kıyıdayken, onun ölü olduğunu sanan bir balıkçı yıldızı alıp sevgilisine vermiş. kadın onun hala canlı olduğunu anladığında denize bırakmış onu.. deniz yıldızı geri döndüğünde artık çok geç olduğunu anlamış; deniz kızını gördüğünde ellerinde kocaman pembe bir inci varmış, ama gözlerinde aşk yokmuş..
aşk acısı diğer acılardan çok farklıymış, acısını çekerken defalarca ölmeyi dilemiş deniz kızı. o bu acıyı çekerken kıyılar sular altında kalmaya başlamış.. deniz kızı bunda göz yaşlarının payı olduğunu düşünmüş.. böyleymiş o; dünya onun ve duygularının etrafında döner sanarmış.. deniz kızı tek pembe incisini çok sevmiş, ama bir daha aşık olmayacağına dair söz vermiş kendine.. ve bu kararını hiç sorgulamamış. ta ki kırmızı deniz atıyla tanışana kadar.. deniz atı öyle çok, öyle güzel sevmiş ki deniz kızını, karşılık vermemek imkansızmış.. ama o korku yerleşmiş bir kere deniz kızının içine, her sabah uyandıklarında, deniz atını yanında göremediğinde gittiğini düşünürmüş. deniz atı gitmezmiş oysa, küçük kızın kızıl saçlarında uyurmuş.. ve her sabah deniz kızı parmaklarıyla saçlarının arasında onu bulur, uzun uzun dokunurmuş ona.. çok sevmiş deniz kızı deniz atını.. çok arada keşke o da bana dokunabilseydi diye geçirirmiş aklından. ama sonra kızarmış kendine, deniz atının elleri yokmuş, en başından beri biliyormuş bunu.. çok küçük yaşlarda öğrenmiş onların elleri olmayan neşeli yaratıklar olduklarını... deniz yıldızının beş eli varmış, ama ardında sadece koca bir inci kalmış.. bunun düşününce daha da çok sevmiş deniz atını.. ona aşık olmayı dilemiş gizlice..
yunuslarla denizin üstüne çıktığı bir gün bir martı sürüsü görmüş deniz kızı. uçmanın nasıl bir his olduğunu merak etmiş. bilmediği her şeyi merak edermiş zaten.. niye içinin ürperdiğini anlayamamış.. gel zaman git zaman yunuslarla daha çok vakit geçirir olmuş. deniz atı hiç kızmaz, hiç üzülmezmiş.. deniz kızı mutlu olduğunda onun da gözleri parlarmış! oysa deniz kızının gözleri yunuslarla olduğunda -aslında martı sürüsünü gördüğünde- parlar olmuş. deniz yıldızı geliyormuş aklına, sık sık.. pembe inciyi değil, yıldızın ona hissettiklerini düşünür olmuş tehlikeli bir şekilde.. martılardan biri iri gövdesi ve büyük kanatlarıyla dikkatini çekiyormuş.. bir süre sonra yunuslardan ayrılıp, tek başına kayalıklara oturarak sürüyü izlemeye başlamış..
nereden gelip nereye gittiğini bilmediği martı sürüsünü izlemek en büyük eğlencesi olmuş zamanla.. ama en çok içlerinden birini merak edermiş. bir gün sürüsünden uzaklaştığı bir anda "baksana, ben buradayım!" diye seslenmiş deniz kızı martıya.. martı bir çırpıda uçup yanına gelmiş, "ne var, niye çağırdın beni?" demiş. "merhaba" demiş deniz kızı, "sizi buralarda görüyorum kaç zamandır, çok güzel bir sürü..".. aslında "ne biçim martısın sen, hiç mi şaşırmadın bir deniz kızı gördüğüne?" demek istemiş. daha sonra da hep böyle olmuş, deniz kızı martıya aslında söylemek istediği şeyler yerine başka şeyler söylemiş hep.. duymak istemeyeceği şeyleri söylemek istediğinde susamayıp, başka başka şeyler söylemiş deniz kızı.. sesini kaybetmek böyle zamanlarda iyi olabilirdi diye düşünmeye başlamış.. ama o gün, martıya seslendiği o ilk gün, onun hiçbir şeye şaşırmadığını, onu kızdırmak için anlatacağı hikayelere bile tepkisiz kalacağını bilmiyormuş henüz.. "teşekkürler." demiş martı.. "sen dünyayı denizlerden ibaret sanıyorsun ama öyle değil!".. deniz kızı neden ona kaba davrandığını bilememiş.. kaç zamandır hayranlıkla izlediği martının bu tavrına kızmış ama uçup gitmesini istemediği için sesini çıkartmamış.. "aşık olduğun için sessiz kalabiliyormuşsun demek ki, ne çok şeyi yanlış biliyormuşum.." demiş kendi kendine.. ama aşık olduğunu söylediğini duymamış, pembe inciyi de hatırlamaz olmuş artık.. "hadi" demiş martı, "bugün seni hiç bilmediğin bir yere götüreceğim!" deniz kızı atlamış martının sırtına, beraber kayalıklara gitmişler. orada hiç görmediği çiçeklerin hiç tatmadığı özlerini içmişler beraber. "ne değişik biri bu martı.. bu kokular, bu tatlardan benim kadar zevk alıyor olmalı, ama hep o sakin tavrı var üstünde.." diye geçirmiş deniz kızı içinden.. bir gün yine deniz kızı martının sırtında uçarken, martı dönüp "üşüyor musun?" diye sormuş, "o da beni seviyor!" diye düşünebilmiş deniz kızı.. o an onun yumuşacık beyaz tüylerinden kurtulup o hislerle denize düşüp ölmeyi dilemiş.. kıyısı olmayan masal ülkesinde yaşayan deniz kızı, ancak bir martı sırtında uçmaya kalkarsa düşüp ölme tehlikesi olurmuş, bilememiş.. çünkü pembe inciyi çoktan unutmuş o.. uçarak çıktıkları geziler birbirini izlemiş, ama nedense martı deniz kızına bakarken hiç gözleri parlamamış. "çok mu yorgun acaba?" diye merak etmiş deniz kızı.. ama yine susmuş..
bir gün su yüzünde martıyı beklerken, martıyı beklediği zamanlarda ne çok sıkıldığını farketmiş. düşünmüş taşınmış, fikrini martıyla paylaşmaya karar vermiş.. "sen benim denizimde yaşayamazsın, bana da son zamanlarda bir yükseklik korkusu geldi, artık daha fazla uçmak istemiyorum. ben hep senle olmak istiyorum, bunun için kuyruğumdan -ki kuyruğu onun için deniz demekmiş- vazgeçmeye razıyım. sen de
Tarih:2008-08-16 Hit: 109
|