Şerefsiz Şeref
Şerefsiz Şeref Öykümüz, Afrika’nın kuş uçmaz, kervan geçmez ülkelerinden birinin, balta girmemiş ormanlarla çevrilmiş bir şehrinde, maymunların sepete Hindistan cevizi atıp basketbol oynadığı bir mevsimde yaşanmıştır.
Kahramanımız Şeref, dokuz çocuklu ailenin tek erkek, ama son çocuğuydu. Babası ve annesinin onca çabası ve yoğun mesailerine rağmen bir türlü erkek çocukları olmamıştı. Oğul sahibi olana kadar devam eden gayretleri nihayet dokuzuncu çocukta meyvesini verince, bir özelliğe duydukları hasretten midir bilinmez, adını Şeref koymuşlardı. Şeref’in aralarına katılmasıyla, şerefsizlikle itham edilmekten kurtulan ablaları çok sevinmiş; babalarının malını, mülkünü yiyecek şerefli bir kardeşe sahip olmanın gururuyla günlerce kutlamalar yapmışlardı.
Annesi ve sekiz ablasının yanında, el bebek, gül bebek büyütülen, olabildiğince şımartılan bebeğimiz, yeteneksizlikte çok yetenekli olmasına rağmen, belki de yabancı ülkelere gidip, yabancı diller öğrenmediğinden olsa gerek, babasını küçük yaşlarda kaybettiğinden, evlenmemiş teyzeleriyle ve annesiyle büyüyüp, hemcinsi erkeklerden uzak bir yaşam sürüp, biraz da kitap okuduğu için büyük ve şöhretli bir edebiyat eleştirmeni olanlar gibi yazın dünyasına girmemiş; talihinin onu sürüklediği çok ilginç bir meslekle, yani gardiyanlıkla tanışmak zorunda kalmıştı. Üç kere üç dokuz eder, diyebildiği için ilkokul diplomasını, fil serçeden büyüktür, dediği için de ortaokul diplomasını aldıktan sonra, babamın parası deniz, yemeyen domuz diyerek, üniversiteye kaydoldu. Moronlarla kıyaslanabilecek zekası sebebiyle, dördüncü senenin sonunda bile birinci sınıfı geçemediği için, okuyup da diploma alma hevesinden vazgeçmek zorunda kaldı.
Bahsettiğimiz Afrika ülkesinde, askerliğini yapmayanı adamdan saymıyorlardı. Doğar doğmaz çocukları şamarlıyorlar; evde anne ve babaları, okulda öğretmenleri, derken diğer aile büyükleri de bütün yaşamları boyunca habire birilerini dövüyorlardı. Bu dayakların en şiddetlisinin askerdeyken atıldığı dikkate alınırsa, askerliğini yapmayanın neden adamdan sayılmadığı tahmin edilebilir. Bazı yörelerinde ilkel kabilelerin yaşadığı söz konusu ülkede, vatandaşlar kadınları zaten insan yerine koymuyorlardı. Askerlik görevini yaparken kulak zarı patlayıp, kaşı açılan ve de yediği falakalar nedeniyle ayak tabanları şişen Şeref, adam olup, teskere almıştı.
Komşu kabilenin kızıyla evlenen ve babasının mallarına mülklerine konup, onları elin çocuklarına, yani kızların kocalarına bırakmadan yemeye başlayan Şeref, bomboş durmamak için bir işte çalışmaya karar verdi. Girdiği sınavları başarıyla geçerek gardiyanlık mesleğine başlayan dostumuz, yeni görevini büyük bir hevesle yapıyor; özellikle, haksızlık, eşitsizlik, emek, kadın hakları benzeri söylem ve eylemleri yüzünden hapse düşenlerin analarından emdikleri sütü burunlarından getiriyordu.
Memurların işini bileninin neler yapabileceğini herkese öğretmek isteyen gardiyanımız, bir gün mahkumlardan birisinin kendisinden cep telefonu istemesi üzerine, hayır demeyip, “bin dolar,“ karşılığında ona gizlice cep telefonu getirebileceğini söyledi. On dolara aldığı ikinci el makineyi, her şeye “el mahkum,“ demek zorunda kalan mahkuma bin dolara verdiğinde, kendince, hayatında ilk defa yeteneğiyle para kazanmanın zevkini tadıyordu. Para tatlı gelince, idarenin yaptığı aramalarda yasak şeyleri bulanlarla onları ihbar edenlere verdiği “bin dolar,“ ödülü almak için, cep telefonu sahibi mahkumu gizlice ihbar etti. Her şeyden habersiz hükümlüye ise, “Moralini bozma, ben sana bu sefer sekiz yüz dolara bir makine daha getiririm,“ dedi. Sekiz yüz doları cebe indirdikten sonra, ikinci kez yaptığı ihbardan bin dolar daha alınca, kaşla göz arasında üç bin sekiz yüz dolar kazanmıştı. Cezaevi müdürü, cezaevi doktoru ve savcısı başta olmak üzere bütün yetkililerin güvenini kazandığından, lakabı “Hakyemez Şeref”e çıkmıştı. Bu yüzden, koğuşların aranmasını eskisi gibi dörder kişiyle yapmak yerine, sadece ona bırakıyorlardı.
Ne var ki Şeref, adı ve lakabıyla bağdaşmayan hareketlere yönelmişti. Maddi durumları iyi görünen hükümlülere, istedikleri takdirde, bin dolara kendilerine gizlice cep telefonu getireceğini söyleyip, onar dolardan toplam iki yüz seksen dolar ödediği makineleri vererek, yirmi sekiz hükümlüden biner dolar, yani yirmi sekiz bin dolar aldı. Her şeyin çoğunun zarar, azının karar olduğunu bildiği için de, son işinden sonra hemen istifa dilekçesini verdi. Kırk yıl çalışsa kazanamayacağı parayı, kırk günden az zamanda kazanan eski gardiyan, şimdi Mogambo kabilesinde yaşamını sürdürüyor. Hayli şerefsizlik yaptığı için her yerde ona Hakyemez Şeref diyorlar.
Not: Hırsızın büyüğü saygın işadamı ya da üst düzey bürokrat olabilirken, küçük hırsızların hüküm giydikleri o ülkenin adını söylemek istemiyorum, fakat kuzey kutbuyla güney kutbunun sınır noktasında bulunan bir devlet olduğunu açıklayabilirim. (Sol şeridi boşaltın, yazar Şenol Onay’ın ilk kitabı çıkıyor!
Tarih:2008-08-18 Hit: 189 |