Sevgili Sevgiliye
Sevgili Sevgiliye Sevgili Sevgiliye;
Merhaba hayatım. Önce belirteyim; mektup yazma kurallarını bilmiyorum. Hani şu lisede, sağdan 4cm, yukarıdan bilmem kaç cm olayı vardı ya, ben onların anlatıldığı derste hep uyurdum geleceğime. Ama aklıma gelen yerlerde var tabii ki; mesela çok sevdiğimiz kişiye yazdığımız mektup sevgili kelimesiyle başlarmış. Giriş, gelişme, sonuç varmış. İşte bu da beni üzen diğer konu. Benim sana hissettiklerim sonsuzsa, bu sayfalara yazacaklarımın nasıl sonu olur? Neyse sevgili sen boşver, beni bilirsin hiçbir şeye doğru düzgün giriş yapamam. Unutmadan, saati yazmayı unuttuğumu sanma; ben sadece saati unuttum. Sen gittikten sonra, saatleri ve günleri zamanın en kötü bahçelerine gömdüm. Yani seninle durdum, yani benim için hala günlerden, gittiğin gün.
Sevgili uzun zaman oldu sensizliği bana bırakalı, uzun zaman oldu. Yani beni bu mektubun başında çürütecek kadar uzun. Yok hayır, sitem etmiyorum, sadece zamanı anıyorum. Son mektuplar, hatırlar mısın ile başlar devam eder, gelişir, sonuçlanır. Bende bozmayacağım düzeni sevgili. Hatırlar mısın, senin beni, benden aldığın o günü? Bir mahalle arası kahvehanesiydi. Arkadaşlarımla gelmiştik, dar bir sokak, küçük bir dükkan birkaç iskemle. Sende yan masadaydın, eğilmiş kahve falı bakıyordun. Yeşil uzun bir entari, o su yeşili gözlerine o kadar yakışmıştı ki, gözlerinde eridiğimi fark etmem uzun zaman almıştı. Sonra aksi bir şekilde; “Ne oluyor, ne bakıyorsun?” diye sormuştun. İşte benim içimdeki seni o gün doğurmuştun. Sonra en uğrak yerim olmuştu o kahvehane. Ve benim her gelişimde sen oradaydın. Sonradan öğrendim babanınki olduğunu kahvehanenin. Bir gün karar verdim, gücümü topladım ve karşına çıkıp “Benimde falıma bakar mısınız?” diye sordum, hatırlıyorsun değil mi? Sen ise “ Ben sadece samimi olduğum arkadaşlarımın falına bakarım” demiştin. Bitmiştim, yer açılmalı dibine girmeliydim, yok olmalıydım, bir şeyler olmalıydı beni buradan götürecek. “Ama sana bir kerecik tolerans gösterebilirim” demiştin. Ve işte yeniden doğuş. O ilk falda neler anlattığını hiç bilmiyorum,çünkü hiç dinlememiştim ama dur kızma hemen, ilk fal dışında baktığın yüzlerce falı ezbere biliyorum. Senin falın bitince, ne yapacağımı bilmiyordum. “Sizden hoşlandım, mümkünse telefon numaranızı verir misiniz? Hem bir daha tolerans sağlamanıza gerek, kalmaz hemencecik bakıverirsiniz falıma...” diye yüzlerce cümleyi, onlarca saniyecik zaman içinde düşündüm. Birini veya bir kaçını seçmeliydim ve seçtim: “Teşekkürler, Hoşça kalın.” Arkamdan güldüğünü sonra anlattın bana. Evime vardığımda, içim içimden çoktan çıkmıştı. Bir taraftan üzülüyorum; daha fazla konuşmadım, bir taraftan seviniyorum; birazcıkta olsa konuştum diye. Sonra benim işler yoğunlaştı, boş zamanım kalmadı, uzun zaman, o dar sokaktaki kahvehaneye gelemedim.
Bir gün arabayla geçerken, seni gördüm, yeşilin güzel tonlarından biriyle bürünmüştün yine. Arabayı kenara çekip “merhaba” demek istedim vazgeçtim. En yakın köşeye park edip, kravatımı çıkarıp peşine düştüm. Tam sana bir adım varken de geri döndüm. Sonra sen o kimseden esirgemediğin sıcaklığınla “aa merhaba” dedin. Bende ince tiz, mağlup bir ses tonuyla “Merhaba” tek diyebildim. “Nerelerdeydiniz? Artık hiç kahve içmeye gelmiyorsunuz?” Benim yokluğumu fark etmiş, o zaman beni düşünmüş, belki belki oda beni... İşte sevgili senin içimde bayağı büyüdüğünü o gün anlamıştım o konuşmada, o düşünceler arasında. “Ben şey, işler yoğundu da bu aralar.” “Hımm anladım. Neyse her zaman bekleriz.” Bu cümlede ise tüccarlık kokusu vardı ama ben aldırmadım. Ve belki hayatımda ilk defa o kadar yüreklenip: “Size bir şeyler içirebilir miyim? yani götürebilir miyim? Yani....” APTAL ben. Hayatıma onca kadın girmişken bu acemilik niye? “Olur, ama bu gün müsait değilim. Başka bir zaman olsa.” Bu cümle beni tekrar hayata bağladı, yani embesilliğimden çıkarıp, senin dünyana getirdi. Ama bir kere tutmuş aptallığım daha gider mi? “Peki ne zaman?” Bu acele niye diye düşündüğünü, düşünüyordum ki sonraları doğruladın ve sonraları yine cevabını aldın: Sana geç kalmaya tahhamülüm yoktu sevgili. “Siz bana numaranızı verin. Müsait olunca görüşürüz.” Sesinde bir acıma vardı. Geri çevirememe duygusunun mecburiyeti. Ve bu işlerde çok usta olduğun belliydi sevgili. Sonra günler geçti, telefonum hayatımın bir numaralı aracı olmuştu ama sen aramadın. Bir gün yine cesaretlenip, kahvehaneye geldim. Düşünüyorum da sevgili ben en cesur anlarımı senin dünyanda yaşamışım. Sen bir köşede oturmuş, kahve dövüyordun. O küçücük dükkanı güzel bir kahve kokusu sarmıştı. Cesaretimin doruk noktasında: “Neden aramadın?” diye sormuştum. Bu senli benli konuşmada nereden çıktı, sen kim olduğunu sanıyorsun diye düşünürken, sen o yeşil gözlerinle, biraz kırılgan bir şeklide: “Aradım, ama ulaşamadım” dedin. Evet kırılgandı sözlerin ve gözlerin, bir umut daha yeşermişti bahçelerimde. Sonra telefonunda “o” harfine basıp numaramı gösterdin. Beni “o” diye kaydetmiştin telefonuna. Yani senin hayatının üçüncü kişisiydim, tekil üçüncü şahıs. Numaraya baktım doğru doğru ve yanlış. Son rakamı yanlıştı. Hay salak kafam, o heyecanla yanlış vermiştim numaramı. Anlattım, sevindiğin belliydi. Sonra yine sıcaklığınla: “Neyse boşver. Olur böyle şeyler. Bir kahve içer misin, yeni dövdüm?”demiştin. Senin elinden zehir olsa içerim diyecektim ama cesaretim ve girişi bilmemem engellemişti . “Olur” dedim. “Ama bir şartla, falıma bakarsan.” “Sende çok zorluyorsun.” Demiştin. Aslında fala falan inandığım yoktu. Maksat sana daha fazla yakınlaşmaktı. Sonra hatırlarsın üzülerek; “Ama...” “Tamam, tamam bakarım” Bu senin artık içimde büyüdüğünü ve ergenliğe girdiğini gösteren bir konuşmaydı. Peki ben senin içinde doğabilmiş miydim? Gittiğinden beri merak ettiğim bir soru bu. O falı hala hatırlıyorum. Anlatırdım ama sen sevmezsin baktığın falların anlatılmasını. Fala bakarken öğrenmiştim ismini ve öğrenmiştin ismimi. İnsanlığın tanışma tarihinde biz o gün tanışıyorduk ama ben seni daha önceden, ta liseden tanıyordum. Sen benim aradığım ve sadece rüyalarda bulabildiğim sevgilimdin. Ama şimdi rüya mı, gerçek mi belli olmayan bir dünyada seni bulmuştum ve insanlığın tanışma literatürüne uygun, tanışmıştık. Sonra nedense kalkmam gerektiğini hissetmiştim. Acaba sende benim gibi biraz daha oturmayı istiyor muydun o zaman? Neyse numaramı düzelttirdim ve numaranı aldım. İsmini, o yeşil gözlerin gibi güzel ismini, hafızasına telefonun kaydederken, aslında hayatımın hafızasına kaydetmiştim sevgili. Uzun bir süre korktum aramaktan, sende aramıyordun ve bu beni daha da korkutuyordu. Sonra bir gün cesaret edip aradığımda, hatırlarsın babanın öldüğü gün, küçük bir kız çıkıp, senin olmadığını ve neler olup bittiğini anlatmıştı. Evinizin adresini de vermişti. İki gün beklemiştim evinize gelmek için, iki gün sonra bir gece yarısı evinizin önünde dakikalarca kendimle savaştıktan sonra, cesaretimi toparlayıp kapını çaldığımda: O su yeşili gözlerin eriyip bittiğini, yüzünün solduğunu ve... İşte o gün senin içinde de benim doğduğumu, hatta büyüyüp geliştiğimi anladım. Beni düşüncelerden sıyırıp boynuma sarıldığında, artık kainat benimdi. O kapı önü konuşmamızı hatırlıyor musun? “Ben, ben çok üzgünüm. Başın sağ olsun.” “Sağ ol. Geldiğin için ayrıca sağ ol.” Derken, hala kolların boynumdaydı. Sonra içeri geçmiştik, klasik ve nostaljik bir Kolombiya evine benziyordu. Ardından başladın konuşmaya, sanki yıllardın konuşamamıştın, sanki yıllardır dillendirememiştin yaşadıklarını: anneni doğarken kaybettiğini, seni babanın büyüttüğünü, babanın sürekli Kolombiya’ya mektuplar yazdığını ve oradan bir sürü eşya geldiğini, kahveninde onlardan biri olduğunu , orada bir sevgilisi olduğundan şüphelendiğini, babandan başka kimsenin olmadığını falan. O gün anlamıştım sevgili, benimden senden başka kimsemin olmadığını. Hatırlıyor musun terleyerek: “Ben varım” deyişimi. Ondan sonra başladı bizim serüvenimiz sevgili. İşten izin almıştım, senin yanında olmak için. Belki abarttım bir hafta boyunca her gün yanında olmakla ama bunların son günlerimiz olduğunu düşünüyordum. Yani senin falların gibi benimde hislerim vardı. Mesela baban öldükten iki ay sonra, bir gece dükkana gelmeden sana bir şey olacağını sezip koşmuştum ve olmuştu. Hani sarhoşların kahve istemesi seninde vermemen olayı vardı ya, hani ortalığı dağıtmışlardı ya, inatçılık edip ben tek başıma hallederim demiştin ya o olay işte. Dükkanı toplarken, bardakları süpürürken arkadan, sarılmıştın bana ve hala unutamadığım o sözleri söylemiştin: “Herşeyimle senin olmak istiyorum, ama bir şeyler engelliyor.” Üzülmeli miydim, sevinmeli mi bilemedim. Sadece dönüp kızgın nefesini içime çekerek, öpmek istedim. Ben bunu düşünürken çoktan dudaklarımız birleşmişti. Sanki Kızıl denizi ayıran Musa bizi de ayıracakmış gibi telaşla dükkanı kapatıp, koşarak eve gitmiştik. Daha önce defalarca geldiğim evin, o küçük Kolombiya evinin, artık benim cennet bahçem olduğunu kağı önünde öpüşürken anlamıştım. Kapıdan adım attığımızdaki sözlerini hatırlar mısın sevgili? “Öp beni, senin olayım, geç olmadan.” Sen o kahvehane iskemlesinde fal bakarken benim olmuştun zaten sevgili. Gece boyunca yaptıklarımız, benim en güzel rüyalarımdı ve yıllar önce yaşadıklarımdı. O çarşaf bile. Haini şu altımızda durmayan, Kolombiya’dan geldiğini söylediğin. O gün aşk literatüründe sevgili olmuştuk sanırım ama benim içimde senin gideceğin anın korkusu, gün be gün büyüyordu sevgili. Hani bir şeye bağlanırken uzaklaşırsın ya aynen öyle hissediyordum kendimi. Sabah yaptığın kahve, yaptıklarının en iyisiydi. Belki seni gece mutlu ettiğim için, beni sabah kahveyle mutlu ediyorsundur, diye düşünmüştüm. Seninle beraber olduğum o muhteşem 41 gün. Bazıları için kısa olabilir sevgili ki benim içinde kısaydı, çünkü sana doymamıştım ve de doyamayacaktım. O sabah, o günlerin bittiği, senin birden çekip gittiğin sabah, seni kaybetme duygusu daha derindi içimde. Evine geldim dakikalarca bekledim açmadın, dükkana gittim kapalıydı. Gitmiştin sevgili, yoktun, ama bu kadar çabuk bitmemeliydi, bu kadar basit değildi. İşe gitmeliydim, bir toplantı vardı ama benim gidecek dermanım yoktu. Eve gittim senin sevdiğin şaraptan iki kadeh doldurdum ve seni beklemeye koyuldum. Şişe bitti, bir şişe daha bitti, sen bir türlü
Tarih:2008-08-16 Hit: 256 |