Taş ve Aşk Köprüsü (1)
Taş ve Aşk Köprüsü (1) Soğuk ve nemli bir taş kentiydi. Zıtlıkların şehriydi, olamayacakların, olabilirliğinin olduğunu gösteren bir kentti. Çok değildi barındırdığı; ama çoktu misafiri. Her gün yeni insanlar gelirdi ve her gün yeni hayatlarla tanışırdı kentliler. Tanışırlardı tanışmalarına ama tün tanışıklıkları silen ve yeni tanışıklıklara gebe bir yağmur silerdi her şeyi. Yağmuru sevmezdi kentliler ama yinede bırakmazlardı kentlerini. Dedim ya burası zıtlıkların kenti diye...
“Bu kadar küçük bir yerde ne olabilir ki? İnsanlar burada ne yapabilir? Bunlar yaşadığının farkında değil mi? Nuvola‘yı rahatsız eden bu sorular ona özgü değildi, bu taş kentten geçen herkesin aklını karıştıran sorulardı. Ama ne yazık ki genç Nuvola’mız bir süre kentimizde kalmak zorunda kalacaktı. Yağmurlar yağacak ve evlenmeye giden yolları seller basacaktı.
** Atçı arabayı durdurup, nasıl bir yol izlemesi gerektiğini sormak için, yağmurdan kaçarak, şehrin tek ışığı yanan kapısını çaldı. Çıkan genç oğlana, çabucak bir şeyler sordu, gençte gülerek; “Yılın bu zamanında yola çıkmak ha, budalalık” Arabacının sinirlendiğini görünce daha bir keyiflenip: “Yola çıkmakla da kalmayıp, yağmur kentinden geçmek ha, haha”. Arabacı durumun çaresizliğini anlayarak, sinirlenerek ve ıslanarak arabaya geri döndü: “Bayan, yollar galiba kapalı” “Galiba mı?” “Yani gencin söylediklerinden...” “Tamam tamam, en yakın kente dönelim, burada kalmak istemiyorum” “Bayan; geldiğimiz yöne dönemeyiz, en fazla 1 saatlik yol alabiliriz, bu yağmurda o yollarda...” “Ama, ben burada nasıl kalabilirim? Ah keşke babamlarla gitseydim, ama şu kahrolası hastalık. Neyse, peki kalabileceğimiz bir otel var mı? “ Arabacı yine aynı şekilde koşarak ve yine aynı kapıyı çalarak sorularına cevap aradı. Kapıya açan genç, bu sefer iyi bir haber vermişti: “Burası OTEL”. Adam şaşkınlıkla içeriye bir göz gezdirdi: Şömine, dağınık bir sofa, bir merdiven ve kapılar, ayrıca koku ve kir. “Daha kaliteli bir yer bulabilir miyiz? Alınma lütfen, arabadaki önemli bir insanda.” “Sen ne sanıyorsun burayı, bir başkent mi? Hayır bayım, daha iyisini bulamazsın, hatta bunu da kaybetmek üzeresiniz.” Tehdidi alan arabacı, korkak bir tonla “tamam” deyip, arabaya doğru koştu. “Hanımefendi, gittiğim ev bir otelmiş. Biraz dağınık ama sağlam ve sıcak görünüyor. Ayrıca bunun dışında kalacak bir yerde yokmuş.”
*** Arabacı ıslak bavulları içeriye taşırken, gençte odaları tek tek gezip temiz bir oda arıyordu. Sanki ilk defa geziyordu. Her odaya şaşkınlıkla bakıp, ağzında bir şeyler geveliyordu. Sonunda “kötünün iyisi” diye tabir ettiği bir oda bulup, ikinci kattan, salondaki arabacıya bağırdı: “Buraya yerleştirebilirsiniz, o önemli insanın, önemli eşyalarını, ha ha” Arabacı sinirlenerek yukarıya bavulları sürüklemeye başladı, çocukta aşağıya inmişti, kapıcının sofa, onun salon dediği yere. Koltuğuna büzülüp uyumaya çalışırken, ince bir ses, kalın bir sese sitem ediyordu. “Beni buraya layık gördüğünüzü, babama söyleyeceğim.” “Ama bayan başka yer yok...” “Umurumda değil, bana hemen layık olduğum bir yer bulacaksınız, hemen.” “Bayan” sesi öfkeliydi, bir volkan gibi dumanlar çıkmaya başlamıştı başından, aslında duman değil, kel başındaki yağmur tanelerinin buharıydı: “Dışarıda deliler gibi bir yağmur istilası var ve ben elimde gelen her şeyi yaparak size burayı buldum. Görevimi yerine getirdiğime inanıyorum ve sizin babanıza söyleyip söylememeniz hiç umurumda değil. Ben arabadayım. Size iyi geceler.” “Ama beni burada yalnız...” Koltuktan birinin dönüp ona, yırtık şapkasını aralayarak ve hayranlıkla baktığını gördü. “Bu da kimdi? Salak arabacı onu, bununla nasıl baş başa bırakabilmişti?” Genç adam ayağı kalktı, Nuvola’nın yanına gelerek eğildi: “Bayan, adım Bassini ve galiba otelin sahibiyim.” Galiba mı? Bugün çok duymuştu bu sözü ve bu şüpheciliğin nereden geldiğini merak ediyordu. Tiksinerek mendilini çıkartıp, şemsiyeni kapattı ve: “Burada kalmak zorunda olduğumu üzülerek belirtmek isterim” dedi. Aklından binlerce azarlama ve aşağılama cümlesi geçiyordu ama hiçbirini söylemedi. Sadece Bassini’nin gösterdiği odaya doğru yürüdü.
Tarih:2008-08-16 Hit: 44 |